tek başıma pikniğe gidip dünyanın yıkılmasını bekledim önce ötenazi doktorları dağıldı sonra parmağımı öyle kaşıdım öyle kaşıdım ki taze süt ekşiyene kadar burada ve neden her yerde enjektörten insanı başka insanlara batırıyorlar tiyatro dekorlarını yiyen bir oyuncu olur mu – oluyor piknikte herkes birbirini pişirir mi – pişiriyor dünyaya fırlatılmak değil bu patlatılıp içine saçılmak bilirkişi buna siyaset diyor hem bilirkişi de kim oluyor
üç kardeşin küçüğüyüm, üçümüz her gün üç saatlik uzakta, üç saat boyunca mezarlığı seyrediyoruz, üç saatlik uzaklıktan gelip ailemize gördüklerimizi anlatıyoruz, yaz tatilinde herkes böyle yapar zannediyoruz, üç ay boyunca gömülenlerin isimlerini kullanıp onlar gibi davlanıyoruz, yaz tatilinde herkes böyle oynar zannediyoruz, benim replik hep aynı:
Lenin olsam da sana kaçarım.
yolda dökülmüş onca diş kepertencinin evine dek uzanıyor o da ayrılıyor piknikten çırpılan onca sofra sesleri ve çimenlere dağılan etler abuk subuk insanlar ayrılıyor piknikten biri uzak asya’ ya gidecek gibi oluyor kalbi duruyor japonya seslerini elektiriğe bağlamış çıldırıyor- ayrılıyor piknikten post- endüstriyel kıyafetler içinde montofon oğlan, alerjik kimbilir hangi siyasinin oğlu ayrılıyor piknikten
üç kardeşin ortancasıyım, pazulu olan, her gün üç saat mezarlığı seyrediyoruz, dışardan haberler veriyoruz onlara, onları dışarda biz canlandırıyoruz, ailemiz ilerde dört saate kadar izleyebileceğimizi söylüyor, çünkü annem bir bebek bekliyor, çünkü annem babamdan dayak yiyor, bir saat daha fazla izleyelim diye dövüyor onu babam, benimse repliğim o isimsiz mezardaki ölüye ait:
dünya ne zaman sıkışsa Cumartesi yardımına koşar.
kanatları zayıf doğmuş bir sinek ve ben orada hasarlı radyo dalgaları arasında dünyanın yıkılmasını bekliyoruz propaganda bakanları birbirine hastalık isimleriyle sesleniyor stajyer olanı bir çubukla kırkayak parçalıyor kırkayak ayrılıyor piknikten devlet karayollarında gaste maşeti muhabirler tuşlara işkence ediyor ve yalan bir haber ayrılıyor piknikten kralın matbaasından basmış kitabı şairler bir bir ayrılıyor piknikten
ben en büyüğü üç kardeşin, her gün üç saat mezarlığı seyrediyoruz, ben en çok beyaz giyen mezarcıyı seviyorum, mezarcının beyaz giymesini seviyorum, kimsesizleri en zarif şekilde gömüyor, onlara onlar gibi davranıyor, annem bebeğini düşürüyor, babam yarım saat ekliyor, 3 buçuk saat mezarlığı seyrediyoruz, bir çiğnem et havluya sarılı, banyo havlusuna sarılı, alıyor onu kazıcılar, göğe kaldırıyor, hetetroflar ototroflar gökten yağıyor. Minik bir kaya parçası oturuyor yerine, doğmamış bebek oturuyor yerine ve yaz tatilimiz böyle bitiyor, herkes böyle bitirir zannediyoruz.
eski bir dil bilgisi kitabı olmak üzere söyleniyor mezarlık Kazmalar kürekler ayrılıyor piknikten.
gömücüler de bilmez pek toprağı kazarken dans ettiklerini.