yedinci kattan yani ulvîlerin birbirlerine
imrenerek full hd baktıkları o’radan
üstümüze irinli meniler boşaltılırken
otopsiden yeni çıkmış
avrupai bir fümigasyon koktu şu harabe
dedelerinin babalarının
bir an olsun okşamadıkları oğulları
taşralı, bakir bir yorgunlukla avuçlarına sığınırken
daha doğmadan kâlu belâ’da
enselerine sokulan mülkiyet hırsıyla
ceplerinde etiketi hiç sökülmemiş övgüler
dizini kıramadığı için kendine savurduğu sövgüler
yüzlerinde tandırda pişmiş bir alıklıkla sustular
“human rights işte evladım, ne hoş”
tam da böyle
bıyıklı efendisinin mubah kıldığı
ambalajlı hürriyete
sığınarak
sülâlesine sövemediği için
bahtını kemiren erkekler
ve kendi dizini kendi döven
dul, bakire kızlar
şimdi sus
kulun feracesine taptığın için değil
sesinin de bu vakıfsız diyarda
kayırılacağını bildiğin için
yan gelme
dümdüz gel ve dümdüz yat
iktidarını elden bırakmayan o muktedir borsaların
tersiz koynuna sokul
şu tezekli toprağımın suskunluğunu dinle
denesen de dinleyemezsin
orası ayrı.
dedemin başındaki saçlar ağaramadı
her saniye her salise boynundan geçirildi cezbedici mesailer
diyanetin kokusuz takvimi bile pes etti artık
işte o gün geldi
kimse kimsenin koynundan çıkamadı
borsalarla oynaşan bıyıklılar
masalardan kalkmayı bırakırken
bizler
başımızı da dizimizi de dövmeye devam ettik
cıvalı toprağımız bol olsun
artık biz de onlar gibi
ızgara niyetine bir turkey pişirir
üstüne bir de ayran içeriz
aman dikkat
dökülmesin!
tanrım
senden ne cennet ne kıyamet
bana oradan
şöyle son model bir sweeper gönder sadece
onun ne yaptığını da siz buluverin canım!
