Bir büyük buz dağının zirvesinden aşağı inerken
Neredeyse zirveyle eş konumda olan şiir sanatını gördüm.
İniş hâlindeyken birden şiiri görmemle gitmek ve kalmakarasında
Yaşadığım kararsızlığı aşağı doğru yuvarladım, Sisifos butoparlak
Olmuş kararsızlığı tuttuğu gibi dengesini kaybederek bu hıza gelmiş toparlağın
Altında kalarak kendisini ezip geçmesine hayretle baktı.
Dağın eteklerine inen toparlağı bana ulaştırma çabası
Göz doyurur biçimde idi.
Bense şiir hiyerarşisine raptolmuştum, onunla burada dâhi karşılaşmış olmam
Şiirin her yerde olabileceğine ikna oluverdim,
Yalnız, bu basamakta ayak olmasa da olur, diye düşündüm
Akşam saatlerine yaklaşırken havanın iyiden iyiye soğuması
Ve benim şiirle hemhâl olma isteğim hat safadaydı
Ne olursa olsun şiirin yanından ayrılmayacaktım
Şiirin içine girebilmek için beklemeye başladım.
Bir iki saat olduğundan hızla geçti,
Buz dağının zirvesinde zaman meftumu değişkenlik gösteriyor
Zaman burada şehirde ki modeline göre bambaşkalık gösteriyordu
Kolumdaki saate baktım, saat çalışmayı durdurmuştu
Belki ki buradaki zaman farklılığı saatin bocalamasına sebep olup
Geçişini Emballé/Diesel Runaway etmişti.
Neyse zamandan daha önemli bir şeyle karşı karşıyaydım
Metropolde şiirle karşılaşmak bu kadar mümkün değildi.
Ve zirve ile paylaştığı bu uç nokta, bu sivri mekân noktası
Kendisine uyanan istekle zirveyi ekarte edip/ona baskın gelip
Daha fazla alanı kaplamasına şahit oldum şiirin,
İnmem gittikçe zorlaşıyordu, hava kararmaya başlayacak endişesi içerisindeydim
Tam bu esnada şiir gümüş rengini alıp akşam ve ardından
Gelecek olan gece vakitlerine baskın geldi, şiirden
Bir ses geldi, “Meraklanma, senin bu aşırı isteğin ve tamamen
Bana odaklanmış olan ilgine isteğine, bir karşılık vermek
Yerinde olacak bir durum, zaman meftumunu anlamış olman
Zaten sana içimde ta derinlerde açılan bir sonsuz gündüz vaktini
Lütfetmemi devreye soktu, daha önce buraya gelip de zirvede olmanın güzelliğine kapılmış olan tırmanışçılar beni hiçbir şekilde göremediler, buradan anlıyorum ki senin 2 değil dört gözün var, ve bu gözlerin açılması ancak benimle karşılaşmaktan
Geçer, sen buraya zirveye gitmek amacıyla çıkmış olsan da
Tırmanırken içinden tekrarladığın o şiir dizeleri bir anahtar şeklinde cereyan etti. Durduramayıp sürekli içinden şiiri okuyor olman
Bir tılsım, bir efsun, bir magic, bir miracle hâlini aldı.
Söz tesirlidir, kadim güçleri olan kelimerin dize hâlini alıp
Şiirde terennüm etmesi/arz-ı endam sergilemesi her kişinin
Harcı değildir, iç sesini durduramayıp bu dizelere tekrar tekrar söylemen bana kadar erişti
Sen henüz başlamışken tırmanışa ben de senkronize şekilde
Zirveye çağrılmış bulundum beni burada senin karşına çıkartan
İç sesinin çağırması oldu, ben öyle her zirveye varana kendimi
Göstermiyorum çünkü bu görünme hali benim elimde olan bir şey değil
Yani demek istiyorum ki benim buraya gelişim senin beni aklında tekrarlıyor oluşundan ötürü gerçekleşti
Dolayısıyla bu durum mesmerizing bir hâldir. Senin eylediğin
Bu neredeyse zikir hâlinde olmakla eşdeğerdir. Şimdi ne yapman
Gerektiğine sen karar vermelisin, acele etme bu senin için varlığa
Getirdiğim bitmeyecek olan gündüz vakti, zamanın geçmesine
Âdeta bir set kurup zamanı engellemiş durumda,
Fakat bu setin arkasında geçmediği için biriken zaman
Bana karşı koyabilir setin yüksekliğini aşacak boyuta gelebilir
Lakin bu çok görülen bir olay değil,
Şimdi ne yapman gerektiğini kendin bulmalı, burada geçecek
Olan zamansız vakitte beni ta uzaklardan bu dağ zirvesine
Çağırmış olman sana bir vazife atadı bu vazifeyi senden başka
Bilen yoktur ben dâhi ne olup biteceğini biliyor değilim
Zaten benim bir şeyleri bildiriyor oluşum benden sebep değil.
Bana tüm zamanlarda biçim ve içim veren insanın kendisidir.
Yani içinde ruh taşıyan bir varlık olarak insan beni meydana getirirken
Kendi ruhundan bir üfleme yapıyor neredeyse
Bu şekilde cansızlık atfeden bir halden canlılık özelliği taşıyan
Bir biçime geçiyorum bu gerçekleşen Metamorfoz olayı aynı anda Hlometabol, Hemimetabol ve Ametabol’u da yaşamamı sağlayacak.
Simdi susuyorum ve olacak olan her şeyi senin takdirine, iradene bırakıyorum”.
Şiir karşımda böyle kanlı canlı dururken heyecan duymamak olası değil.
Okuduğum şiir kitapları buna kıyasen oldukça tesirsiz bir hâl aldı gözümde
Meğersem şiir okumakla şiirle bu denli gerçek bir karşılaşma yaşamak tamamen birbirinden farklı yaşantılarmış
Ne yapmam gerekiyor diye düşünmeyi bir kenara bıraktım
Çünkü şiir, akılla kotarılacak bir şekilde durmuyor karşımda
Kalbi atağa geçirmek, içsel ilhama kulak vermek ve efsane bir odaklanma yaşamak gerekiyor.
Yerimde donup kaldığım hareket etmediğim halde hiçbir şekilde bir ürperme üşüme yaşamıyordum
Mukteza/Özelge durumu adeta Muktedir olmuşcasınaduruyordu hem karşımda hem de bana sirayet etmiş şekilde
O an anladım ki şiirle karşılaşmak kişide bazı insanüstü ve ya sürreal hâllerin kilidini açıyormuş
Şiir bana acele etmememi söylese de vakit kaybetmeden bir an önce ne yapmam gerektiğini bulmam lazım
O esnada zihnimden geçirmediğim hâlde doğaçlama şiir okumaya başladım:
BUZ DAĞININ ZİRVESİNDE O’nu BULMAK, YA DA O’nun BENİ BULMASI kaybedilen HER ŞEYİ UNUTMANIN REHÂVET-KÂR’ıdır
Karşına geçip sana seslenmenin bana yaşattığı binbir hedoniyi
Nasıl etsem de tarif etsem diye durmadan düşünmeden önce
Zirveye doğru tırmanırken aslında ulaştığımın o değil sen olduğunu
Asla bilemezdim ben, ta ki sen ben tam inecekken dengemi kaybeder gibi olduğum esnada
Beni şiirsel bir tutuşla kendine düşürmenin ve benim o an sana tutuluyor oluşumla
Sandım ki zamandan ve mekândan münezzeh olacağım.
Oysa, senin bana söylemeden söylediğin bu şey hemen zihnimden
Kalbime doğru inerek ve bu inişin aslında yükseliş olduğunu
“Âh o libâsı zerkeş bindiği at serkeş” şeklinde bana zerkedişinle
Ve dâhi bana başka bir dünya hayalî yaşatmanın
şu vecibeyle halk edilmesi, hayrete düşürdü beni ben dâhi o an yerden kalkamadım, cümlen yankılanırken
Yankıdan çıkan gümüş bir el beni ayaklarımdan tutup
Baş aşağı bir iki silkeleyip fark etmetmeden beni tersine çevirip
Başım yukarda canım vakarda şekli ile ilhak edilişimin neye hazırlık olduğunu henüz anlayamadan
Yükselen İspanyol sesten;
“Çok insan anlayamaz eski musikimizden / Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden / Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir / İspanya dalgalarla vakur uykudadır”
Bu şarkı sanılabilir olan şiirin ta evvelki dönemlerden yürüyerek
Sefer eyleyip bana sahnelenmesinden ben büyük keyif aldım
Lakin anladım ki, bu dört mısralık şiir kısmı, bana örnek olsun diye gönderildi.
Bu dört dize bir söyleyene gerek duymadan kendi sesiyle söyleyiverdi kendini.
Artık hayret edemiyordum, benim doğaçlama söyleyerek meydana getirmeye çalıştığım şiiri böylesine henüz başlangıçta iken
Kesmesinin/doğramasının sebebi şudur ki: ortalıkta henüz bir şiir iskeleti/gövdesi bulunmamakta olduğundan
Müdahale edilmiş, modern serbest deneysel şiir formundan vazgeçip
Biraz Divan şiiri, biraz kafiye ve redif ve en önemlisi ritim sağlamam gerektiğini üstü altı her yeri kapalı bir yönlendirmeyle
Metafizik bir anlam yüklemesi sayesinde bana nüfuz edildiğini
Anlamamla
Bu vahiy gibi bana inen düsturu yüksek sesle reddettiğim an
Zirvenin ufacık kalan parçasının çığ düşmesi gibi akıp gidişi
En üstte yanlız kalan şiirin abartılı bir vücut dilini dışarıya çıkararak 360 dereceyi görmemi sağladı
Tedirgin oldum ve bu ilahi görüş beni tırigeerladı.
Ondan uzaklaşmak için şiiri başlattım;
BENİ İKİNCİ KEZ YAZMALISIN ÇÜNKÜ İLKİN DAĞILDIM PARÇALARIM DÜNYAYA DÜŞTÜ dünyada insan gözünün göremeyeceği henüz keşfedilmemiş yeryüzü parçalarına saplanıp keşfine müdahil olunduğunda ise üzerine beton yapılaşma başlatılmadan önce, hep beraber gömülü oldukları yerlerden ışık hızında DUNIA’ya fırladılar. Bu defa özel bir seçime tabii olan insanların ağız yoluna korsan bir giriş yapıp mideye ineceği an direksiyon kırıp kaburga kemiklerinin iliğine kadar sokulup insanlara adeta çelik yelek olup her kurşun gelişini sıkanına sektirecek şekilde yüklenmiştir.
Bu hadise sonucu dünyevî işlerden ayrılma yaşamıştır bu seçilmiş kişiler.
Kimi bir mağaraya kimi bir dağ başına kimi de bir ağaç kovuğuna girip çileye girmişlerdir. Hızır Aleyhisselam’ınilmîni öğrenene dek sürecektir bu terk.
Ta ki tasdikname alacaklarında çoğu bu ilim tahsilinin sağlanması hülesasını yaşarken kalpleri yetersiz kalmış
Aort damarının patlamasına, aceleyle yetişen şah damarının ar damarının saldırması sonucunda seçilmiş kişilerin çoğu ölmüş/vefat etmiş/gebermiştir. Bu cesetler ceviz mezarlıklarla konulup toprağa gömülmüştür. Cenaze oldukça kalabalık çünkü sayıca çok olan bu aynı anda dünyadan göçen ölüler için yeni bir mezarlık kurulmak zorunda kalınılmıştır. 72 kişinin cenaze töreninde 1072 beşer katılmış ve tören 7 saat 20 dakika sürmüştür. Bir sonraki ay 7. Ay olduğundan 7. ayın 20’sinde millet parkında ölüm marşı çalınmış incir ikram edilmiş ama kimisinin inciri üzümdür, kimse hayret etmemiş etselerdi Cennet meyveleri yansıyıp o tadlar alınacakmış onun yerine incirler birden kuruyup güvelenmiş nasip bu ya ağzına gireceği anda doyumsuzluk yaşanırsa meyve doyumsuzluktan tiksinti duyup kendini yedirmezmiş ve ayriyeten bu tören misafirleri ne zaman ki kırmızı et yiyecek olmuş et onun kaşığında mundar kesilmiştir.
Geriye kalan hayatta olan seçilmiş şanslı kişiler oldukları yerlerden birer birer sırayla çıkıp dünyada yaşayan avam ve havas halka enaniyetten yoksun bir kalp ve beyin ilan edilmiş, organ bağışının metafiziksel hâli gerçekleşmiştir. Geriye kalanHızır Aleyhisselatu Vesselam’ın ilmiyle yüklü Allah Dostları/Erenler/Evliyalar/Mürşidler ve Dervişler mahşere kadar ; “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi” dizeleriyle hizmet etmeye başlamış zamanla bu dizeler öyle bir dönem/devire denk gelmiş ki yerini;
“Ben bu dünyanın devr-i devranını, izzet-i nefsini sikeyim,
Yansın bu ibneler su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim.
Öleceğiz bir gün, gömecekler. Birkaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler.
Dünya dönüyor, ben de dönüyorum, Allah ahengimizi bozmasın.Ben bu dünyanın devr-i devranını, izzet-i nefsini sikeyim.
Ne ceket kaldı, ne metelik cebinde ceketin. Kurtaracağız diye geldiler içine sıçtılar memleketin.”
bu dizeler almıştır.
Yoldayken böyle olmadık şeylerle karşılaşılması sıkça görülür, eminim ki tüm beşerin ve cismaniyetin başına buna benzer hadiseler
Çok kez gelmiştir, lakin kişi de istidad yoksa>>>> insanlara ve sâir mahlûklara tevdi buyurulduğu hâlde kabiliyet kuvvelerinin umumiyeti muhakkaktır.
İnsan, sonsuz denilebilecek kabiliyetlerle bu dünyaya gönderilir. İnsanın mahiyeti bir tarla gibidir; iyilik ve kötülük tohumları bu tarlada beraberce bulunur.
Yangının genişleme istidadı var
Bütün tohumlar ve nüvelerin içindeki ince plan ve programlara istidad denilebilir. Mesela, kayısı çekirdeğinin içindeki kayısı ağacının ince programına bir cihetle kayısı istidadı denilebilir.
Bu ara bilgiyi vermemiz çok elimdir çünkü şekvâ edilmemesi hususunda da haletteyiz, bu ifade seyri beraberinde
Sözün hiyerarşik bir sıralaması oluşundan müteakip sözü en nötr hâliyle sergiler.
Ağyar, Kıylükaal, Malayani Abes / Herze hâlleri sırasıyla yahut karmakarışık bir düzenin düzensizliğiyle ayan edebilirbunun ortaya çıkmasını engellemek adına ara bilgiyi vermek vacip olmuştur.
Lakırdıya dâhi rastlanılmaması mümkânlığı ile kaleme alınan anlatılar ve anlaklar ardı ardına örülmüş örgü şekli de “iğne ardı” modelinde çalışılmıştır.
Safsata yerine mantıksal sembolik temellendirmeler metnin iskeletinin tüm bölümlerine her bir kemik parçasına denk düşecek şekilde kadim gücü olan kelimelerin bir araya getirilmesi ebced benzeri metodolojiyle sağlanmıştır. “Yazanın neresinden çıkarsa okuyucunun orasından girer”. bir meziyet taşımaktadır bu metin.
Okuyanın dikkati ve rikkati hatta idraki tamamen açık bir şekilde sağ ve sol lob’un da aynı anda çalışarak devreye girmesi sayesinde kişide;
Bir kubbe gibi müdevver tavanın ortasındaki toptan sarkan âvîze ne rûhânî bir neşve dağıtır ki ehl–i sahihler dâhi iltica edemez.
Bunun yanında;
Şu da var ki bu mâsumca anlatılanlar, nevşe, şetâret ve tatmin bulanlar yalnız basit bir sınıf değildir. Bu nüans çok mühim bir hâlin münasebetiyledir.
Tatsız, neşvesiz, muhabbetsiz, aşksız ve heyecansız, cansız, her şeysiz… olan tüm insanlara verilmiş kısmi, ender ve ufacık bir ÜLTİMATOM’dur. Fıtrat olarak metin ile benzerlik gösteren kişiler hiç uğraşmadan kolaylıkla vakıf olacaklardır.
